Bir Günahkârın Cenneti

Oras cennetin sınırlarında çok fazla zaman geçirdi. Gerçeğin ötesi, öncesi ve tarifi sayısız defa kaderine nüfuz etti. Melekler birer birer düşerken, Cennetin tutsakları Dheasis’in elinde can verdi. Cennet’in kutsal topraklarında kedinin bir fareyi kovaladığı gibi Oras’ı arıyordu tanrıça, Oras ise onu mat etmenin yolunu.

Dheasis’i elinde bir koz olduğuna inandırmalıydı. Dheasis onun varlığının korkusuyla melekleri dışarı atmış, cenneti ateşe vermiş, tarihe gömülmüş kahramanları onu bulması için mezarlarından çıkarmıştı. Dheasis veya takipçileri ona ne zaman yakınlaşsa kaçmanın bir yolunu bulmuş, bir şekilde onları atlatmıştı, bu sefer hamle sırası Oras’a aitti. Dheasis’in sarayına, sonra da yatak odasına girecekti. Ona ulaşabilmesinin ne kadar kolay olduğunu, yalnızca doğru zamanı beklediğini gösterecekti.

Oras rakiplerinin hamlelerini çok iyi okurdu ama yaptıklarının açacağı yolları görmekte zorlanırdı. Dheasis’in paranoyası nefrete, ilahi güçleri farklı bir kudrete ulaştı. Evindeki bu haşereyi sonsuzlukta boğmaya kendi varlığı üzerine yemin etti. Yanında kalan sadık meleklerine emretti, cehennemden Eski Tanrı Nahdi’nin cesedini getirdi ve onu ayağa kaldırdı. İki hırsızın Cennette hayatları için oynayacağı bir kumar vardı.

Nahdi Oras’ı çok geçmeden buldu. Zihni Dheasis’in fısıldamaları ile kirletilmiş, kemikleri ise cehennemin tozunu taşımaktaydı. İki hırsız canlarının son damlasına kadar mücadele ettiler, birbirlerinde bıraktıkları yaralar canlarından çok daha fazlasını alıyordu. Bedenlerini yaralayan her bir hançer darbesiyle ikili hayatından bir nebze daha uzaklaşıyordu, Zihni berraklığını kaybetmiş Nahdi, hançerlerini nereye savuracağını biliyor olsa da rakibinin ayak oyunlarına yetişemiyordu. Oras belki de aldığı yaralardan dolayı belki de son kez yeteneklerine yaraşır şekilde, son nefesiyle atıldı ve Nahdi’nin kalbine sapladı hançerini. Eski Tanrı Nahdi yere düşerken, Tanrıçadan aldığı kutsal silah yükseldi


Tanrıça belirdi. Zavallı insan daha silaha tutunamadan üzerine atıldı, Oras tanrıçanın darbesinden kaçınamadı. Geriye savrulurken yüzüğünü aktifleştirmeye çalıştı, Tanrıçanın nefsi ile yüzüğün büyüsü sonsuza kadar tükendi. Tanrıça nefret ile avının üzerine atıldı, kendi hançeri ile durduruldu ansızın. Darbe üzerine darbe geçirmek istiyordu, Oras ölüme yakın olduğundan emindi. Oksijen değil Cehennemi soluyordu sanki. Tanrıçanın gözlerine baktığında binlerce defa öldüğünü gördü, Tanrıça kutsal gürzünü savururken Oras’ı hayatta tutan tek şey savrulacağı Cehennemin, Tanrıçanın gözlerinden okunan kehanetiydi. Nahdi’nin cansız cesedine doğru yuvarlandı, hırsızların tanrısının son bir kozu olmalıydı, bir hırsızdan başka bir hırsıza. Ya Oras’ın son ganimeti olacaktı ya da burayı bir Tanrı olarak terk edecekti, Dheasis üzerine tüm gücüyle atılırken, Nahdi’nin bedeninden bir inci çıkardı, bir salise bile düşünmeden hırsız güdülerine odaklanarak bu inciyi aktive etti.

Nahdi’nin cansız bedenini yere devirdiğinde bir tanrıydı, Kaderi Dheasis’in elleri altında ezilmek olan bir başka zavallı. İnci parlayarak Oras’ı, kaderini, hükmünü ve ölümünü kopararak aldı bedeninden ve onu sislerin içine gönderdi. Bir saniye önce hırsızların tanrısıydı, şimdiyse Nahdi’nin açtığı yaralar bedenini tüketmek üzere olan basit bir hırsız. Sis onu kabullendi ve önüne yeni bir kader çizdi.