Derin Sular’da Casus Bir Soytarı

Hepinizin bildiği üzere yakın zamanda Kule Sakinleri olarak bir Yaşayan Kule etkinliğinin daha finalini gerçekleştirdik. Oyunun başından beri içinde bulunanlardan birisi olarak, Dört ay boyunca canlandırdığım Nariel’le olan deneyimimi yazmak istedim.

Nariel Tangölgesi, ki aslında soyadı Kızılkuyruk idi, Sonçıkış kasabasına genç yaşta Anmas krallığından gelen bir soytarıydı. Kral için soytarılık yapmaktan sıkılmış ve halkı eğlendirme amacıyla Sonçıkış’a gelmişti. (Yerler hakkında detaylı bilgi için: http://tr.koz.wikia.com/wiki/Ana_sayfa) Deli dolu olan bu kız kasabada kendisine hiç de uygun olmayan bir ekibe katılarak, Kara Kanatlar’ın paralı askerlerinden birisi olmuştu.
Şimdi dersiniz, bir soytarının paralı asker olarak işi ne? Müzikte ve muziplikteki becerisi kadar bileği de kuvvetli bir kız olması onun savaş alanında da ön plana çıkabilmesini sağladı. Kılıç kullanmasını iyi bilirdi, üstelik dayanıklıydı da.

Oyunun ilk bir ayında Nariel’i Kara Kanatlar bünyesinde oynadım. NPC’lerin ve PC’lerin tavrı Nariel’e karşı genelde negatifti, çünkü oldukça kötü şakalar yapar, kostümle savaşa gider, çokça da gereksiz konuşurdu. İnsanlar fırsat buldukça onunla dalga geçmeyi alışkanlık haline getirmişti. Bu bir ay içerisinde açıkçası Nariel’in ne kadar da paralı asker olamadığının farkına varmış oldum. Korsanların vali olması ne kadar anlamlıysa, Nariel’in Kara Kanatlar’da olması da o kadar anlamlıydı.

Şanslıydım ki, oyun içinde gelişen bazı şeyler sonucunda Kara Kanatlar’dan çıkmıştı Nariel. O sırada onbaşı pozisyonunda olan Brynhilde ve Başçavuş Brass, Teğmen Vlad’a ihanet etmiş, gittikleri görevleri bildirmemeyi seçmiş ve bulmaya çalıştıkları hazineyi de paylaşmamaya karar vermişlerdi. Nariel de bu ihanetin bir parçasıydı, hazineyi arayan ekipteydi. Emir üstten gelince o da Vlad’a bir şey söyleyemedi. Fakat gün be gün, bu olay Nariel’i için için yemeye başlamıştı. Teğmene saygı ve sevgi duyuyordu, ayrıca bu suçları ortaya çıkarsa muhtemelen öldürüleceklerini de biliyordu. Bu yüzden erkenden kendini gidip açıklarsa, ölümden daha beter olamayacak bir cezayla kurtulacağını düşündü.

Tahmin ettiği gibi de oldu. Teğmen, sonraki günlerden birisinde Brynhilde’yi de, Brass’ı da, Nariel’i de lejyondan attı. Ama Nariel’in apayrı bir görevi vardı. Lejyondan atılmış gibi gösterilerek, başka bir yere girerek, casusluk yapacaktı.

Peki… bir soytarı, en kolay nereye gidebilir? Tabii ki de bir hana.
Böylelikle, Nariel’in casusluk maceraları, Kadersizler’e katılmasıyla başladı.

Öncelikle casus oynamak isteyenler için şunu belirtmek isterim, çok zor. Tahmin edebileceğinizden daha zor. Sonçıkış gibi bir kasabada hele, gizli iş yapmak istediğinizde sizi görmemeleri neredeyse imkansız. Bu yüzden işim zordu, fakat ilk üç ayımda gayet iyi ilerliyordum. Kadersizler Nariel’e güveniyor, Nariel de ozanlığını ve soytarılığını handa en güzel şekilde kullanabiliyor, katıldığı görevlerden de keyif alıyordu. Bir yandan da arada sırada teğmene bilgi kaçırmakla uğraşıyordu. Doğrusu oyuncu olarak büyük ikilemde kalmıştım. Kadersizler’de lejyonda olduğumdan çok daha fazla eğleniyordum ve Nariel’in ait olduğu yerin aslında burası olduğunun da farkındaydım. Nariel, bir aile edinmiş gibi hissediyor, bir yandan da ruhen Kara Kanatlar’a borçlu olduğunu düşünüyordu.

Uzun süre boyunca Nariel’in karakteri ile uyumlu olarak ne yapması gerektiği hakkında düşündüm, ana amacı aslında lejyonla Kadersizler’i dost yapabilmekti. Sonucunda ne olduğunu tahmin edebiliyorsunuzdur fakat bunu detaylı bir şekilde yakında yayınlanacak olan Nariel’in günlüğünde okuyabilirsiniz.

Oyun içi muhabbetleri bir kenara bırakırsak biraz da oyun dışı olaylardan bahsetmek istiyorum. Tabii ki gizlenmek oyun içi olduğu kadar oyun dışı da zordu. Açıkçası insanın anlatası geliyor, çok oldu bas bas “Ben casusum!” diye bağırasım geldiği anlar. Meta yapmamak da çok zordu, özellikle casussanız bildiğiniz şeyleri bilmiyormuş gibi davranmak zorundasınız bazen. Kara Kanatlar hakkında bilip de söyleyemediğim, Kadersizler’den öğrenip anlatamadığım sırları ortaya dökmemek için büyük çaba sarf ettim. İçimde tutmayı başardım en azından. Bunun dışında, deli dolu karakterleri oynamak en büyük zevklerimden bir tanesi, fakat biraz kırık oldukları için insanların sevgisini özellikle de güvenini hiç de kolay kazanamıyorlar. Sebebi de bu YK’da repütasyonun çok önemli olmasıydı. Oyuncular kasaba halkının önemli bir bütününü oluşturuyorlardı ve kasabayla iç içelerdi, karakterinizin repütasyonunu iyileştirmediğiniz sürece çok fazla nefret ve zorlukla karşılaşabiliyordunuz doğal olarak, özellikle de benim gibi sosyal ve rol yapma dolu oyunları seviyorsanız. Örneğin, kırık bir karakter olarak insanların sizi dinlemesini bekleyemezsiniz. Ne kadar mantıklı konuşursanız konuşun repütasyonunuz olmadığı sürece NPCleri kendi tarafınıza çekmeniz, imkansız değil, ama çok zordu.

Karaktere hazırlanma sürecime gelirsek… öncelikle direkt günlük yazmaya başladım. Oyunlar o kadar ilginç ve değerli detaylara sahiplerdi ki, bunların kayıtlara tam anlamıyla geçmeleri gerektiğini düşündüm. Sonradan bunu yaptığıma şükrettim çünkü karakter gelişimini görmenin en güzel yollarından birisi günlük yazmak. Bunun dışında ortaçağ soytarıları en büyük esin kaynağım oldular. Giyiniş tarzları, yaptıkları numaralar ve hareketleri araştırdım. 1955’te yayınlanan The Court Jester adlı filmden bayağı da etkilendim aslında. Hayatımda ilk kez top çevirmeyi öğrendim mesela. Şiirler yazdım, şarkılar oluşturmaya çalıştım. İçine biraz da delilik ekleyince ortaya Nariel çıktı.

Dört ay boyunca bir daha aynısını bulamayacağım bir karakter yaşamı sürdüm desem yeridir. YK her FRP oyuncusunun hayatında kesinlikle bir kere bile olsa denemesi gereken bir oyun deneyimi. Nariel’e hayat verebildiğim için çok şanslıydım. Eğer seneye katılmayı düşünüyor ve casus olmayı düşünüyorsanız, kolay gelsin diyeceğim. Zor evet ama aşırı eğleneceğinizin garantisini verebilirim.

Eğer oynadığımız oyunları merak ediyorsanız, Nariel’le yaşadıklarımı hikayesel bir anlatımla günlüğünde toparladım! Nariel’le günlüğü yayınlandığında tekrar görüşmek üzere diyerek, okuduğunuz için teşekkür ediyorum!

Derin Sular’da Casus Bir Soytarı” üzerine bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir