YATIRIM TAVSİYESİ DEĞİLDİR: Bülent Somay | Fantazi, Bilimkurgu ve başka meseleler


Gizem’in müthiş üslubuyla kitapları tanıttığı “Yatırım Tavsiyesi Değildir” serisini, Gizem’in ayrılışı üzerine ben üzerime almaya karar verdim. Onun roman tanıtımlarıyla henüz baş edemeyeceğimi bildiğimden, daha konforlu bir alanla, teoriyle başlamak istedim.

Gizem’e sevgilerle


Metis’ten 2026 başında çıkan “Fantazi, Bilimkurgu ve başka meseleler” kitabı Bülent Somay’ın “başka meseleler” başlıklı koleksiyonu içinde doğrudan bizim camianın malzemesiyle uğraşan eseri (gerçi “Tarihin Bilinçdışı“nda da bu konulara girer, ama doğrudan bir teori geliştirme iddiası yoktur).

Somay 1956 İstanbul doğumlu; Boğaziçi’nde İngiliz Dili ve  Edebiyatı okumuş (Jale Parla tedrisatından geçmiş), Birkbeck College’da psikososyal çalışmalar alanında doktora yapmış, yıllarca Bilgi Üniversitesi’nde kültürel incelemeler bölümünde eğitim vermiştir. Önsözde anlattığı hikâye kendi başına okunmaya değer: 1979’da Le Guin’in “Mülksüzler”ini elinde bulup bir bilimkurgu romanı okuyacağını sanırken kendini anarşizm, Marksizm ve ütopya üzerine düşünürken bulmuş, tezini bırakıp bilimkurgu eleştirisine yönelmiş. Kendini açıkça Marksist olarak tanımlar ve bu nedenle bilimkurguya duyduğu merakı uzun yıllar “suçlu bir zevk” olarak sakladığını itiraf eder; akademide bilimkurgunun hâlâ “parya” muamelesi gördüğünü de bizlere hatırlatır.

Kitabın merkezi hamlesi giriş bölümünde kuruluyor: Somay, sanatı “Mimetik” ve “Fantastik” diye iki karşıt ama iç içe geçmiş “makam”a ayırıyor — bunları kurgusal türler değil, fakat kurgunun üretim tarzları olarak konumlandırıyor. Bir bakıma kitapları kategorilendirirken kullandığımız sistemi tersine çeviriyor.

Mimetik, zaten simgeselleştirilmiş olanı (gündelik, bilinen, “gerçeklik”) yeniden temsil ederken Fantastik ise henüz simgeleştirilememiş olana, Lacan’ın deyimiyle “Gerçek”e bir göz atma girişimidir. Bu ayrımı bir üçüncü terimle tamamlıyor: Psikotik — Gerçek’e bakıp Simgesel’e geri dönemeyen, hikâyesini anlatılabilir kılamayan başarısız fantastik. Yani fantazi, gerçeklikten kaçış değil, gerçekliğin sınırına gidip “geri dönebilme” becerisidir.

Somay devam eden bölümlerde bu çerçeveyi somutlaştırır: Bilimkurgu ile fantazi arasındaki (çoğu zaman yanlış kurulan) ayrımı sorgulayarak destan-masal-gotik-seyahatname hattını fantastik makamın tarihsel kökenleri olarak yerleştirir; “dünya yaratmak” ile “dünya keşfetmek” arasındaki farkı ele alır; büyü ile bilimkurgusal radikal farklılığı karşılaştırır ve son bölümde “insan dediğin nedir ki?” sorusuyla türümüzün insan-sonrası hayaletiyle çarpışır.


Burada küçük bir itirazımı da not etmeden geçemeyeceğim (Kamu spotu değildir!).

Somay, fantastiğin işlevini tarif ederken “yadırgatma” kavramını çağırır: Rus biçimcilerin “ostraneniye”’, Brecht’in “Verfremdung” dediği şey aslında Tanıdığımız şeyi bilinçli olarak tuhaflaştırıp yeniden gördürme hamlesidir. Bana kalırsa kitabın en güçlü ama en az kurcalanan yeri de burası. Çünkü Somay’ın esas aracı Lacan’ın Gerçek/Simgesel/Muhayyel üçlüsü — yani fantaziyi psişenin, dilin çöktüğü bir boşluğa yaklaşma girişimi olarak okumaktır. Ben ise fantaziyi biraz daha “yere basar”, daha “dünyevi” bir yerden okumayı tercih ediyorum: Yadırgatma bana kalsa bir ruhsal sınırdan çok, alıştığımız toplumsal ilişkileri (kimin kimin için çalıştığı, hangi düzenin “doğal” göründüğü vb) görünür kılan bir araçtır. Yani “normal”in tekinsizliğini göstermektir. Aslında aynı kelimeyi kullanıyoruz ama biri içe, biri dışa bakıyor. Bu küçük kayma, kitabı benim için tartışmaya açık ama asla kolayca reddedilemez kılıyor — Somay’ın akademik önyargıya (fantaziyi “kaçış edebiyatı” sayıp ciddiye almayan tavra) karşı verdiği mücadeleyi sonuna dek destekliyorum; sadece silahımı biraz farklı biliyorum.


Hikaye anlatıcılığı yapan, oyunlarda rol yapan ya da sadece kurgusal dünyalara meraklı olanlar için özellikle “Dünya Yaratmak, Dünya Keşfetmek” bölümü doğrudan dopdolu bir kavramsal cephanelik sunuyor — bir oyun dünyası kurarken ne yaptığımızı, neden bazı dünyaların “keşfedilir” bazılarının “yaratılır” hissettirdiğini düşünmek için iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Sonuç olarak, teorik ağırlığı yüksek ama Somay’ın açık, kendinden emin ve zaman zaman kişisel anlatıya kayan üslubuyla yumuşatılmış bu kitabı, fantazi ve bilimkurguyu hem yaratan hem düşünen hem de okuyan herkese tavsiye ederim.

Ama tabii ki, yatırım tavsiyesi değildir; Gerçek’e bakmanın garantisi yok, sadece geri dönme cesareti var.