Cosmere RPG: Veth-Kızı-Mora’nın Günlükleri #2

Bu günlük serisi, Shinovar’dan Shattered Plains’e uzanan bir yolculuk yapmış Hekim Mora’ya aittir.

(Cosmere RPG evreninin Stormlight serisine ait hazır bir uzun soluklu oyuna oturduk. Eğer Brandon Sanderson’ın Stormlight/Fırtınaışığı serisini okumadıysanız veya bu hazır oyunla ilgili bilgi edinmekten kaçınmak istiyorsanız okumayı burada bırakmanızı tavsiye ederim.)

Paraya kıyıp handa müstakil odada kalmaya devam ediyorum. Aslında gurur yapmasam Relta veya Elaraz ile kalmayı tercih ederdim. Kendi başıma kalmaya alışkın değilim, hekimlik notlarımı kitaplaştırmak için notlarımı düzenliyorum ama sıkıcı oluyor bir süre sonra. Evdeyken ya zaten boş duracak vaktim yoktu ya da yeğenlerimle birlikte uyur, onları oynatıp yorana kadar zaten uykuya dalamazdım.

Phyli kafasına göre gidip geliyor. Dün Kholin Savaş Kampının bir köşesinde atların tutulduğunu duyunca heyecanlandı. Ben ona at çizimlerimi gösterdim göstereli bazen sarmaşıklardan oluşan vücudunu at şekline sokup havada ufak ufak koşturuyor. Kişneyemediği için bu sabah kendi halinde “Dıgıdık dıgıdık” diye kıkırdıyordu. Ne tuhaf bir varlık, bazen ağzından çıkan laflar o kadar derin oluyor ki bakakalıyorum, bazen de dıgıdık ve gülme sesleriyle uyanıyorum. Ama tabii yazdıklarımı bana okutacağı için ekleyeyim: Phyli’cim, sen eşsizsin ve benim senden bir şikayetim yok.

Başıma gelen büyük olayları anlatmaktan kaçıyorum değil mi? Daha sindiremedim ondan. Biraz da korkuyorum.

BİRKAÇ SAAT SONRA

Öyle kallavi bir yalan yazmışım ki, lafın devamını getiremedim. Kayalar, esintiler, fırtınalar kadar korkuyorum. Biri bana olanları anlayacak diye ödüm kopuyor. Phyli’ye sürekli saklanmasını söylüyorum ama bazen de çıkıp haykırasım, açık açık sorasım, belki biraz da birine sarılıp ya sevinçten ya da korkudan, belki ikisi nedeniyle de ağlayasım var.

Gene korkaklık ağır basmadan konuyu yanımda yolculuk eden ve sırrıma ortak dört kişiye getireyim. Shattered Plains’e yola çıkacak bir karavana eşlikçi hekim olarak iş buldum. Yanımızda bir Parlakhanım vardı, onun emrindeydik. Alethi Savaş Kampına gidesim yoktu ama Alethkar’da dikiş tutturamadım. İş yaptığım çoğu insanın bana düzgün ödeme yapacak parası yoktu, merhametimden de çok faydalandılar. Shin olduğum için gördüğüm muameleden zaten bahsetmek istemiyorum. İki hafta kadar oradaki bir Parlakhanım’ın hizmetindeydim, işler yolunda gidiyordu. Sonra bir gün misafirlerinin yanına emin elimde eldiven olmadan çıktım.

Sanırsın Vorin Kilisesine çıplak gitmişim. Ne edepsizliğim kaldı ne cehaletim. Ağlamamayı becerip hizmetimden çekileceğimi söyleyip toparlandım. Cebimde de beş küre mi ne para ancak var. Parlakhanım’ın hizmetine girince sırtım yere gelmez diye kaliteli hekimlik malzemeleri ile pürüzsüz kağıtlardan derlenmiş defterler almıştım. 

Sözün özü, savaş varsa yaralı ve hasta vardır, hekime de ihtiyaç olur diye mecbur oldum. Nasılsa elime silah tutuşturup beni cepheye sürecekleri yok ya.

Shin olduğum için sanırım, benimle pek muhattap olmadılar karavandakiler bile. Ama dört kişi ile iyi kötü bir sohbet kurdum: Alethi bir asker olan Torven Relis, Eleraz isimli bir kadın okçu, Reltausken isimli bir Thaylenli tüccar ve ne yazık ki Torven’in kuzeni olan, ne iş yaptığı belli olmayan Varek Relis.

3 SAAT SONRA

Phyli atları görelim diye başımın etini yedi, kalktık gittik. Bir padokta tutuyorlar, kürkleri parlak ve pürüzsüz. Başlarındaki adam beni tersler oldu ama Shin olduğumu görünce durdu, epey sohbet ettik. Shinovar’dan olmanın ilk defa avantajıma yaramasına ne demeli?

Phyli görünür olmasın diye tembih etmiştim, bir ara kestane renkli atlardan biri huzursuzlandı. Havaya karışmış bir kıkırdama sesi duyar gibi oldum ama bozuntuya vermedim. Adam padok kenarında duran doru bir atı okşamama dahi müsade etti. Hep bileğimde duran taştan bir atın olduğu bilekliğimi gösterdim adama, hayvanların şifa ihtiyaçlarından anladığımı söyledim. Burada askerlerin hekime daha çok ihtiyacı oluyor ama atlar da kıymetli, bence iş çıkacak olursa mutlaka bana haber verecek. Tabii umarım atlar sıhhatli kalır ama ziyaret için bir bahanem olsa diye ummadan edemiyorum.

Odaya dönünce yarım saat Phyli’nin at şeklini düzeltmesine yardım ettim. Şeklini değiştirebilmesi ne tuhaf. Kuyruğun cılız kalıyor dedim diye kıyameti kopardı. Lugatına kattığı yeni kelimeyle öyle tanıştım: “Hödük.”

Hödük demişken, çeşitli maskaralık ve el çabukluğu marifetleri ile başımızı belaya sokmaya and içmiş Varek sayesinde grubumuz bir araya geldi desem yalan olmaz.

Shattered Plains’e yola çıkmışken karavanımız Talanad ordusunun askerlerinin saldırısına uğradı. Karavan sahibinin Talanad Yüksek Prensi ile kavgalı olduğunu duymuştum ama böyle aleni saldırılar olabileceği aklımdan geçmezdi. Saldırı sırasında önce saklandım, sonra yerde yatan turuncu elbiseli bir Thaylenli kadın gördüm. Kendimi sakınarak yanına gidip iyileştirmeye çalıştım ama maalesef. Kanaması çok ağırdı, üstündeki Kholin arması dahi sırılsıklam olmuştu. İstemeyerek de olsa üstündeki işe yarar bulduğum şeyleri aldım: arkasında Bettany isminin kazındığı bir madalyon ve 3 Mark buldum. Karavan içindeki çantasından da bir ameliyat kiti çıktı. Ruhu huzur bulsun, bundan böyle iyileştirdiğim herkeste onun da eli olacak.

Kafasız tavuk gibi saklanacak başka yer ararken aynı anda birkaç kişinin iç çektiğini duydum. Siyah zırhlı bir şövalye gördüm, Shardplate’i ve sonradan elinde beliren Shardblade’i ile korkunç görünüyordu. Bulunduğu tepeden atlayıp bizim tarafı kesip biçmeye başladı.

Önümde kaçışan birilerinin peşine düştüm. Torven ve Relta imiş, sonra bizim saklandığımız yere Varek de geldi, Bizi itti kaktı kendini de zorla sıkıştırdı, bir ağızdan itirazlarımızı takmadı. Sesler kesilince çıktık. O kadar kalabalıktan on iki kadar kişi kalmış. Velin diye bir karavan komutanı vardı, onu gördük. Başka bir karavan daha yola çıkacaktı bizden sonra ama başka yönde ilerleyecekti, biir grup gidip onları yolda bulun, bize yardım göndersinler dedi. Ben, Relta, Eleraz, Torven ve Varek gönüllü olduk.

Beraber yolculuğumuz böyle başladı.