Nasıl Oynanmaz: Zaman Yolculuklu FRP

Beş sene kadar önce (2026 yazından selamlar), yoğunlaşan iş takvimim yüzünden iptal olan campaign oyunları ve sevgili oyun arkadaşlarımın “Hay senin işine…” şeklindeki bakışlarına dayanamayıp bir süre FRP oynamayı bıraktım. Aşağı yukarı on dördünden beri oynayan biri için bu büyük bir mesele tabii. Birtakım el işi hobileri olsun, arada oynadığım  bilgisayar oyunları ve bol bol kitap okuma olsun, akıl sağlığımı muhafaza etmeyi başardım.

Ama FRP oynayanların hemen hepsi bilir ki gün gelip de o masaya oturma, atılan zarlara lanet etme ve oyun yöneticisine kek yapma gibi mini çakallıkların hüküm sürdüğü zamanlara geri dönülecek. Gündüz proje yöneticisi, muhasebeci, doktor falan olmak kesmeyecek, akşam yarı ork bir barbar olmanın keyfi illa ki kendini hatırlatacak.

Bana da öyle oldu. İşi gücü bir disipline oturtur gibi olunca bir etrafa bakınmalar, aslında haftada bir garanti gibi demeler, tanıdık oyun yöneticilerine CV verir gibi “Tecrübeli oyuncuyum, vallahi mecbur olmadıkça satmam, elimden her iş gelir, her sınıfa uyarım. Kek yer misin?” demeler başladı. İşe evvela kendi evimden başladım: Ruhi’den. Tanıdığım en iyi oyun yöneticisi ve hayat arkadaşımın olmasının getirisiyle biraz emrivaki bir oyun açtırdım. Hem de ne oyun: Horror on the Orient Express. Yanıma da iki yakın arkadaşımı aldım. Muhteşem bir açılış yaptık ama sonra arkadaşlardan birinin işi fena yoğunlaştı, “Hay senin işine…” bakışı atma sırası bana geldi.

Geçen yaz sonu Kule Sakinleri’nden Burak’a “Oyun bulamıyorum, arada toplantı falan olursa satmam gerekebilir ama o zaman da kimse beni istemiyor, ben satmasam başkası satıyor, deliriyorum oyunsuzluktan.” diye bir solukta yakınınca acıdı olsa gerek, “Bizim oyunda yer olabilir aslında, en az üç kişi toplanınca oyun oynanıyor. Zaman yolculuğu falan var, o oyuna gelemezsen arafta kalmışsın gibi oluyor.” dedi. 

Fırsatın en harikası olan Butterfly Valley campaign kucağıma böyle düştü. Grup tabii aylar önce başlamış oynamaya, beni de aralarına aldılar. Onca sene ara vermişim, lazım da galiba diye güvenli gidip druid karakter açtım. Keyifle de masaya oturdum, oyun yöneticisi Burçin’e arka planda müziksiz olmuyor ama sanki kaprisimi yaptım.

Oturdum oturmasına da olaya hakim değilim. Olur öyle, pat diye campaign ortasında geldim diye kendimi teselli ettim. Aylarca anlama ile anlamama arasında oyunda kaldım. Ama bir akıl edip de not tutmadım. Bilmem kiminle ormanda karşılaşıp hayatını mı değiştirmişiz? Çayımı yudumlayıp “Ne güzel.” dedim. O şehir biz olmasak meğersem havaya mı uçacakmış? Oyundaki kaplanımı alçak gönüllülükle okşayıp “Bunlar kim yahu?” demeyip çenemi tuttum.

Sonra gruba yeni bir arkadaş daha geldi. Benden daha da beter haberi olmayan yeni biri var diye kendimi iyi hissettim, daha da not tutmadım. Hatırladığım üç, beş bir şeyle bir de Siğnem ile dalga geçtim bir şey bilmiyor diye.

Belki oyundaki olaylar zamansal açıdan düz ilerleseydi, bu kadar zavallı duruma düşmeyecektim. Bir oyun oluyor yirmi sene gerideyiz, öteki geliyor hop elli sene ilerideyiz, dur aradaki otuz sene fark buna dahil miydi, e benim karakterim Esfir buradaysa, kendi zamanındaki Esfir nerede veya zaten var mı diye dolana dolana kafayı az biraz kırdım. Gruptaki iki elfi oynayan Semih ve Deniz’e bana olanları açıklasınlar diye zorbalık yaptım, çok gücenmesinler diye de oyun içi bol bol iyileştirmeyi ihmal etmedim.

Bunlara rağmen iyi idare ediyorum diyordum. Yalanın daniskasıymış. Üç, dört oyun önce o hafta gelemeyenlere oyun özeti yazma görevi niyeyse bana düştü. Kısa süreli hafızam felaket olduğu için beni bu hafta es geçin, ama söz gelecek hafta bol not tutup düzgün özet yazacağım dedim. Oyun zamanı gelince de defterimi kapıp güzelce not tuttum, özeti de sonradan gruba attım.

Sonraki hafta, hadi dedim gene not tutayım. Bari isimleri hatırlamış olurum. Sonraki hafta gene tuttum. Üç hafta arka arkaya not tutunca benim zihnimde matriksler, denklemler uçuşmaya başladı. “Aaa..e Ariadne bizdeki halinde yara izi ile varsa, bakalım bu yer ve zamanda da yara izleri var mı? Oooo, e bize Baba Yaga siz zaten defalarca öldünüz dememiş miydi?” diye düşünce akışı sel oldu üstüme aktı. Haftalarca diğerleri ile “Campaign güzel, Esfir de iyi druid, bayağı iş yapıyor ama Aylin olarak galiba benim zekam olayı anlamaya yetmiyor.”  diye şakalaştıktan sonra acı gerçekle yüzleşme anı geldi çattı.

Be kuzeyin patates beyinli druidi, zekanda bir dert yok, senin hafızan yetersiz. Elin kalem tutuyor, iki not yazıverseydin ya bunca ay?!

Bu aydınlanmayı campaign sona ermeden yaşadığım için çok memnunum. Her oyun avel avel bakışlarıma gereksiz yere maruz kalan GM’imiz Burçin’den de içtenlikle özür diliyorum. Ben ettim, siz etmeyin. Klasik vakit akışı takip eden oyunlarda hadi bir yere kadar idare edilir de, zaman ve mekan sıçramalı oyunlarda not tutmadan masadan kalkmayın.

Bu sefer Nasıl Oynanmaz yazısında dersini çok geçmeden almış olmanın haklı (?) gururu  ile sonraki oyunlara defterim, kalemim ve rüşvet keklerim ile oturacağım.

*** Yazıyı yazan Aylin Ayvazoğlu yaptığı sayısız kek ve kurabiyeye rağmen daha henüz hiçbir oyunda GM’inden bunların bir hayrını görememiştir. Israrla denemeye devam etmektedir.

Burak'ın Oyun İçi Notları

Burak’ın

Notlarından

Siğnem’in Muhteşem Notlarından

Benim Notlarımdan