
Kendimi savunma amacıyla yazdığım bu yazıda, daha bu ilk cümlede içimden bir ses kendimi haksız çıkaracağımı söylese de vazgeçmek yok. Oyun çıkalı seneler oldu, ben oyuna başlayalı bir seneyi geçti ama benim BG3 oyun logosu ile bakışa bakışa yaşadığım gerginliğin geçmesine daha var gibi görünüyor.
BG3 ilk çıktığında oyunu indirip çalıştırabileceğim kalitede bir bilgisayarım yoktu. Çok da dert etmedim. Oyun oynasam da kendimi pek ‘gamer’ olarak gördüğüm söylenemez. Aşırı zor oyunları sevmem, eğlenmek için oynarım, oyunlar üstünden kendimi ‘geliştirmek’ ve ‘gerçekleştirmek’ iddiam yoktur. BG3’ü cihazımı yenilediğimde oynayacağım oyunlar listesine atıp epey bir süre unuttum.
Sonra, benim için lanetli hale gelen kısır döngüyü başlatacak videoyu gördüm: kim olduğunu hatırlamadığım bir yayıncı BG3’ü druid olarak oynuyor, owlbear olarak şekil değiştirmiş ve cıvıldayıp gülerek karakterinin iskemleye owlbear haliyle oturuşunu gösteriyor. Zihinsel kimyamın her notasına basmayı başaran bu görüntüden sonra cihazı yeniledim, ilk iş de oyunu indirdim. Druid karakterini yaratma sürecim çok sürmedi ama oyuna alışmam zaman aldı.
Oyunun ilk kısmını yarılamam iki haftamı aldı, kimisine göre bu da çok ama genelde oyunları bitirmeden sıkılan benim için büyük başarı. Sonrası ise karanlık. Yetişkin olmanın ve işe sahip olmanın getirdiği sorumluluklar ve Emerald Grove’a yardım etme sözümün ağırlığını kaldıramadım, kiramı ödeme konusunda kurtarılmak için benim elime bakan Halsin’e güvenemeyeceğime göre (o sırada oyundaki partnerim de sanki oyun içi zenginmişiz gibi artifact yemekle ve bir yandan da gerçek hayattaki partnerimi tuhaf bir kıskançlığa sürüklemekle meşgul olduğu için ondan fayda göremedim) gerçek hayat sorumlulukları ağır bastı ve oyuna bir süre ara verdim. Benim BG3 karadeliğine düşüşüm öyle başladı.
Aylar sonra oyuna döndüğümde kim nedir, bu eleman niye gelip gelip bana “Az önce kafasını patlattığın kadın var ya? Heh, onun kafasından çıkan solucanı ye, süper güçlerin olsun.” deyip duruyor tam hatırlayamadım. Oyun notlarını okumak da içimden gelmedi. Yeni oyun başlattım. Gene druid, dünün aynısı.
Bu ikinci başlatışta aslında tünelin sonunda ışık göründü, üçüncü ve son kısma kadar gelebildim. Özgüven patlaması ile çevreme oyunu birkaç haftaya bitireceğimi dahi duyurdum, “Hele şükür!” yorumlarını topladım.
Baldur’s Gate şehrini tasarlayanların eli kaşıntı tozu serpilmiş altın tutsun (beddua gibi ama değil), ömrümü yediler. Sürekli bir şeyi kaçırırsam kaygısıyla her binaya girip, her sandığı açmaya başladım. Partimdeki karakterler bile acele edelim minvalinde laflar sokmaya başladılar, şakaklarımda eskiden üç, beş tel olan beyazlar resmi olarak tutam haline geldi ama ben şehri keşfetmeyi bitiremedim.
Sonra zaten -hikaye burada dramatikleşiyor- canımın içi kedim hasta oldu. Buraları hızlı geçeyim, kedime özenle baktım ve sonsuzluğa intikal edene kadar aylarca sadece ona odaklandım. Pişmanlık yok, zaten bir druide başka türlüsü yakışmazdı.
Gelelim bu ay başına… Nihayet oyunu açacak cesaretimi kendimde bulmama. Belki tahmin ettiniz ama ben gene de yazayım: evet bende gene hatlar karıştı. Kertenkele kılıklı kadın Orpheus da Orpheus diyor, kısa bir sahne başlıyor, bir bakıyorum en başından beri beni solucan yemeye teşvik eden Mind Flayer bana asılıyor (Hakikaten ne alaka, ben bir şeyleri komple hatırlamıyorum ama onunla flörtleşmiş olamam), Gale gelip senin sayende hırslarımdan arındım diyerek temiz bir sayfa konuşması yapıyor, onlarca yan görev şehrin dört yanında beni bekliyor…

Gale’in tavsiyesine uyup yeni bir sayfa açtım. Yeni oyun, gene druid, yobazlığım sağ olsun muhtemelen pek değişik tercihler de yapmayacağım ama dert değil, nasılsa hatırlamıyorum. Zaten üçüncü başlayışıma rağmen yepyeni keşifler yapıyorum: Alfira’yı es geçmişim meğer, Emerald Grove’da hiç tepeleri gezmemişim, bir çocuğu sirenlerden kurtarmamışım haliyle.
Sözün özü, ben gene bir yola çıktım. Teknik olarak üçüncü kez aynı yola. Bu sefer kararlıyım ama çevremdekileri inandıramıyorum. Belki de onlar haklılar diyerek internetteki yabancılara benim yaptığımı yapmayın, çok zengin hikayeli oyunlara ara vererek oynamaya kalkmayın demeye geldim.
Masaüstü rol yapma oyunları çok yaşasın, bilgisayar oyunları galiba bana ağır geliyor.
Buraları okuyan druidlere ayrıca selam gitsin.