Tom’un Üç Aracı

“Uzay, varoluşun aynasıdır. O yansımada olabilmek için yokoluşu kabul etmeniz gerekir.”

Tom bir araçla uzaya çıkıyordu. Az sonra atmosferi aşacak ve dünya ile arasındaki bağ geri dönülemeyecek şekilde kopacaktı.
Bundan rahatsız değildi. Hayatının her döneminde ileriye gidebilmek, daha iyi olmak ve kendini aşmak için sınırlarını zorlamıştı. Yaptığı yolculuk, kendini adadığı her şeyin en somut meyvesiydi.

Uzay Tom’u korkutuyordu. Yalnız olmaktan değil, kopan bağların yerini dolduramamaktan korkuyordu. Yalnız olmayı tercih ederdi. Etrafında birileri olduğu zaman en iyi hali olmadığını biliyordu. Konuşmanın, gülümsemenin, tartışmanın onu yavaşlattığını hissediyordu ama düşünmek… Düşünmek her zaman onu iyi hissettirirdi. Kimse düşüncelerine itiraz edemezdi. Yalnız olmayı seviyordu. Korktuğu şey, yeni bir sınır bulamamaktı. Kendini aşmanın bir yolunu bulamazsa, yürüdüğü yolu da kaybedebilirdi. Yürüyecek bir yola ihtiyacı vardı. Kendini aşmayı değil, tekrar tekrar keşfetmeyi seviyordu. Düşüncelerinin aktığı nehir buydu.

Yerini dolduramayacağı bağlar vardı. Duyduğu sevincin yerini üzüntünün alacağını, biriktirdiği hatıraların peşine pişmanlıkların düşeceğini, Tom’un yerini uzaydaki sıradan bir adamın alacağını düşünüyordu. Hayatı boyunca aşacak sınırlar, kendinde keşfedecek hisler aramıştı ama yavaş yavaş dünyadan uzaklaşırken geleceğine dair hayal edebildiği tek şey bu düşünce zinciriydi. Aşacağı bir sonraki sınırın kendi kimliği olmasından korkuyordu.

Tom’a göre kendisini tanımlamanın üç yolu vardı. Aracın roketleri susana ve metal parçaları uzayın karanlığında sürüklenmeye başlayana kadar bu üç aracı düşündü. Onu bugüne kavuşturan, düşüncelerini bahşeden, baktığı gözlerden dünyayı bu renklerle algılamasını sağlayan, kalbini ritmine kavuşturan bu üç yöntemdi.

Evini severdi. Gününü, yorgunluğunu, aklında taşıdığı tasaları, eşikten geçtiği anda silerdi. Tıpkı atmosferin eşiğinden geçtiği anda hatıraların zihninden uzaklaşması ve sildiği pişmanlıkların birer birer yüzeye geri çıkması gibi. Daha önce hiç terk etmediği bir eşiği, geri dönmemek üzere geçmiş ve bu sefer unutulanlar güvenli evinde bıraktıkları olmuştu.

Öğrenmeyi severdi. Okulunu veya herhangi bir sınavı dereceyle bitirmemişti. Zaten Tom yarışmak için öğrenmezdi, öğrendiği için yaşadığını hissederdi. Genç bir adamdı Tom. Gülümsemesine sığdırdığı sevinci muhafaza etmeyi bilirdi. Sevdiği her şeyi korurdu bu yüzünden zaman ona işlemezdi. Roketin itici gücü kesilirken yaşadığı günlerin ilk defa arkasında kaldığını hissetti. Uzay aracı roketten ayrıldığında, muhafaza edemediği bazı hatıralar, suratındaki gülümsemeye karışarak koptu ve erişemeyeceği kadar uzaklara savrularak yörüngeye kapıldı.

Tom sıradan bir adamdı. Çünkü onu tanımlayan her araçtan fazlasıyla uzaktaydı. Düşüncelerinin yörüngesinde beliren tek araç, yeni evi olan uzayda sürüklenen bu metal parçasıydı. Artık aynaya baktığında neden aşacak bir sınır göremediğini biliyordu. Sevmeyi, öğrenmeyi, hatırlamayı geride bıraktığı anda uzayda sürüklenen bir metal parçasından farksızdı. Onu ete, kemiğe büründüren her şey evde bıraktığı düşüncelerdi. Onları terk etmeye hazır olduğunda, onları terk etmeye hazır bir adama dönüşmüştü. Aynaya baktığında gördüğü şeyden mutlu oldu fakat uzaydaki adamın gülümsemesi, eski hatıraları barındırmıyordu.